İzolasyona devam ederken, kendimi malum kitaplara, dizilere adamaya devam ediyorum.
İzolasyona devam ederken, kendimi malum kitaplara, dizilere adamaya devam ediyorum. Evde hareketsizlik biraz rahatsız ediyor tabi. Bu yüzden müzik açıp dans etmeye çalışıyorum. Ne güzeldir kimsenin göremediği o danslar…Uzun yıllar önce seyrettiğim anime dizi olan Fullmetal Alchemist’i izlemeye başladım tekrar. Hatta neredeyse bitirmek üzereyim. Bu anime bana çok farklı dünyaların kapısını açmıştı ilk izlediğimde, o kapıları tazeliyorum şimdi.
Dizi ‘simya’ üzerine iki kardeşin yolculuğunu anlatıyor. Anime sevenlere şiddetle tavsiye etmenin yanı sıra, simya konusuna ilgi duyanlara da ayrıca öneriyorum. Çok farklı noktalarda buluşabiliyorsunuz bu dizide.
Simya nedir bilmeyenler için öncelikle bir tanımlama yapalım;
“Hem doğanın ilkel yollarla araştırılmasına hem de erken dönem bir ruhani felsefe disiplinine işaret eden bir terimdir. Simya; kimya, metalurji, fizik, tıp, astroloji, semiotik, mistisizm, spiritüalizm ve sanatı bünyesinde barındırır.
Günümüzde simya, mistik, ezoterik ve sanatsal yönleri nedeniyle bilim tarihçileri ile filozofların ilgi alanına girmektedir. Simya, modern bilimin temelini atan disiplinlerden biridir ve günümüz kimya ve metalürji endüstrilerinde kullanılan birçok madde ve işlem eski dönem simyacılarının keşfidir.”
Tabi bilenler bilir, günümüzde simya denilince özellikle popüler kültürde, akla direkt madenleri altına çevirmeyi deneme işlemi olarak geliyor fakat simya bu kadar basit bir düşünce değil. Örneğin; anime dizisindeki simyacı karakterlerden sürekli şunu duyarsınız; ‘simya ile madenleri altına çevirmek devlet tarafından yasaklanmıştır.’ Haksız kazancın önüne geçmek için alınan bir önlem olarak ortaya çıkmaktadır. Zaten dizide de olay altın bulmak değil, altından çok daha değerli bir konuya değinmektedir.
Yaşam ve ölüm.
Paulo Coelho tarafından yazılan ’Simyacı’ isimli romanı eminim hatırlıyorsunuzdur. Dünya çok en çok bilinen romanlar arasında yer alan bu kitapta da okuyanlar bilir ki, hazine arayışı içerisindeki bir çobanın yaşamın derinliklerine inmesi söz konusudur.
Kitabın konusunu birazdan sizlerle paylaşacağım ama öncesinde hem izlediğim dizide hem de okuduğum bu kitapta bulduğum ortak cümleleri belirtmek istiyorum:
“Tek bütündür, bütün tektir” ve “Her şey bir ve tektir”
Sanırım bu cümlenin anlamı göründüğünden daha derin. Galiba bir süre kafamda bu cümlelerin etrafında dönen çeşitli sorular olacak. Bir yere varır mı bilinmez, ama güzel bir beyin fırtınası yaşatacağı kesin.
‘Simyacı’ kitabının konusu şimdi sıradaki:
“Gezgin olma isteğiyle çobanlık yapmaya başlayan Santiago, uzun bir müddet yalnızca koyunlarının onu götürdüğü yöne gidiyor. Böylelikle farklı yerler keşfeden Santiago, bir gün koyunlarıyla birlikte sığındığı eski bir kilisenin bahçesinde uyurken rüya görüyor. Mısır’a gittiğini ve orada bir hazine bulduğunu gördüğü bu rüyaya başta aldırış etmese de sonrasında yaşadığı ilginç olaylar, Santiago’yu bu gizemli yolculuğa ikna ediyor.
Afrika’ya adım atar atmaz seyahati için biriktirdiği tüm parayı kaybeden Santiago, çalışmak durumunda kalıyor. Bir yandan para kazanmak için çabalarken diğer yandan kendisini zorlu yolculuk şartlarına hazırlayan tecrübeler ediniyor. Tekrar yola koyulan ve çölleri aşan Santiago, bu çetin seyahatte hem savaşı hem de aşkı deneyimliyor. Yolun sonuna vardığında ise aradığı hazineye beklenmedik bir şekilde ulaşıyor.”