Siz bunları satırları okurken ben izolasyondan çıkmış olacağım.



Siz bunları satırları okurken ben izolasyondan çıkmış olacağım. Sağ salim bir şekilde bu süreci atlattığımız için çok mutluyum. İnsan ‘bir evde olsam neler yaparım ah’ diyor ama o iş bence öyle olmuyor.
Her güne aynı uyandığınızda, dışarı çıkamadığınızda, pijamalarla oradan oraya yuvarlandığınızda tüm istekleriniz kayboluyor. Yattığınız yerde yatıyorsunuz… İzolasyon yüzünden yarıda kesilen sporumu evde yapayım diyorum ama olmuyor. Ben eve girdiğimde dinlenmeyi kodlamışım beynime. Evde olduğum sürece hiç de hareket edesim gelmedi.
Dert de etmiyorum kendime, ben de böyleyim diyorum ve kabulleniyorum. Kendimi üzmüyorum, strese sokmuyorum çünkü biter bitmez sporuma başlayacağımı biliyorum ve bu beni daha çok heyecanlandırıyor.
Bu son haftada bozulan sadece spor yapma dinamiğim değil, yemek alışkanlıklarım ve uyku düzenim de bozuldu. Şimdi onları geri kazanmak için kendimi kampa almak zorundayım. Sorun değil! Sağlıkla atlattık ya bu dönemi, gerisi hiç mühim değil.

Ara sıra hayatlarımızın bu şekilde dengeleri bozulabiliyor. Kimi zaman duygusal dönemlerimiz kimi zaman iş veya ilişki yaşamlarımızda beklenmedik sürprizlerle karşılaşabiliyoruz. Hatta bazen dünyanın bir ucundaki bir virüs gelip bizi eve kapatabiliyor, hayat dengelerimizi yerinden oynatabiliyor.
Bunlar belki de ilk anda bize çok büyük sorunlar olarak görünebilir ama şüpheniz olmasın ki, her karanlığın sonu aydınlığa doğar.

Benim bu dengesizliklerin yaşandığı dönemde dinlediğim şarkılardan biri, Florence + The Machine grubundan ‘Shake It Out’. Bu şarkının ‘it's always darkest before the dawn’ sözünü en güçlü şekilde söylerim. Türkçe olarak söylersek, ‘Günün en karanlık anı şafaktan hemen öncedir’.

Ne zaman ki güçsüz hissettim, bir şeylerine değişeceğine olan inancım kayboldu hemen beni motive eden şarkıları açmayı seviyorum ve onların bu güçlü sözleri ile sanki Temel Reis’in ıspanağını yemişim gibi ayağa kalkıyorum.

Son dönemlerde ise beni böylesine ayağa kaldıran yeni bir şarkı da Can Bonomo’dan geldi. ‘Güneş’ isimli şarkısını dinlediğimde, sanki biri karşıma geçmiş ve bana ‘Sen korkma, yeniden doğar güneş’ dediğini hissettiğim. Şarkının diğer sözleri ise birbirinden apayrı güzel…
En beğendiğim kısım ise, bana şiir yazmanın ne kadar özel hissettirdiğini hatırlatan şu sözleri oldu;

Anlamasın kimse boş ver onları biraz
Sevgi nedir bilmeyen şiirden anlamaz
Küçük, yazıyor musun?

Bak kalemlerin var önünde deste, deste
Hevesle yanan mum sönmez güçsüz bir nefeste”


İçimden cevaplayıverdim bu soruyu; hayır yazmıyorum. Uzun süredir hem de! Ne kadar da özlemişim elime kalemi alıp saatlerce dizeler karalamayı. Beni ben yapan en yegane şeylerden birinden, kendi ellerimle nasıl da uzaklaştığımı gördüm ve dedim ki kendime, ‘bak kalemlerim var önümde deste, deste’…

Evet, hayatlarımızın bir dengesi her zaman aynı kalmayabiliyor. Bu dengesizlikler bizi çok hazırlıksız da yakalayabiliyor üstelik. Ne kadar hazırlıksız yakalansak da hemen kontrolü ele almamız için, kendimize bir kriz yönetimi hazırlamamız gerekiyor. Ben bu kriz yöntemlerimi bunun gibi yöntemlerle atlatıyorum. Bu dönemlerin bana neler öğreteceğine, hangi tecrübeleri kazandıracağına veyahut neler hatırlatacağına odaklanıyorum, olumsuz yönlerine değil ve diyorum ki,

‘Günün en karanlık anı şafaktan hemen öncedir’.