Sonbahar geldi Çanakkale’ye.
Sonbahar geldi Çanakkale’ye.Sarı yapraklar ıslandı yerlerde, dışarıda bir toprak kokusu.
Özlediniz mi siz de bu havaları? Ben çok özlemişim sonbaharı. Kitap, kahve, battaniye…
Bazen güzel filmler, ayaklarda patikler…
Bir de yağmur şarkıları eklenir şimdi günümüze. Dünden bu yana eminim ki birçok kişi, havanın verdiği romantiklik ile dinleyecek tüm şarkıları. Bu şarkılar hüzün mü kokacak huzur mu acaba?
Yağmur yağdığında benim de aklıma gelen şarkılar var elbette fakat ben aralarından bir tanesini dinlemeyi çok seviyorum.
Nada grubunun ‘Medusa’ şarkısı.
“Düş yağmur sürükle bu deli öfkeyi.
Dünya bu rüya bu, kör kılıç yaz bizi.
Düş yağmur hayat ver bu ölü kalplere.
Yaz yağmur unuttum kendimi, anlat beni nesillere.”
Ne zaman dinlesem ‘ölü kalpleri’ düşünüyorum. Kimler bu ölü kalpler? Sevgi nedir bilmeyen, vicdanı ile hiç sohbet etmemiş, fildişi kulelerinden hiç inmemiş kişiler olabilir mi bu kişiler?
Can alan, can yakan, sürekli isteyen asla vermeyen, nankörlük yapan sadakatsizlikten uzak kişiler olabilir mi bu ölü kalpler?
Bu kişileri uyandırabilmek için gerçekten ne gerekir? Yağmurun yağmasının yeterli olabileceğini sanmıyorum. 2020 yılı bize öyle bir bohemliği ile geldi ki, umutsuzluk sanki kahvaltıda yediğimiz bir yiyecek sanki.
Yağmur düştükçe, ölü kalpler canlanır mı bilemem ama toprağın kendini bahara hazırlayacağı kesin. En azından doğa pes etmiyor. Asla vazgeçmiyor yeniden dirilmekten her sene.
Bu da bizim için umut olabilir mi acaba?