AKRAN ZORBALIKLARI ve CİNAYET !?...

Bu başlık ne kadar sıkıcı ve iğrenç !?!...

Büyüklerde KAVGA, küçüklerde SEVDA, tuzu kurularda yan BAKMA, yeme-yalama,harcama; YAVŞAKLARDA, kendini ADAM SAYMA ?!...

TV dizilerinde “döverim lan, söverim u-lan” söylemleriyle TV dizilerindeki her sahnede KADIN kavgaları, anne-baba kavgaları,çocuklarımızın MODEL alacakları kişileribelirlemekte ETKEN,

Yusuf HALAÇOĞLU'ndan, ADALAR üzerine bilgilendirme yazısına bakalım !..


“Osmanlı Devleti, bugün 12 Adalar olarak bilinen adaları İtalya'ya bırakıyor. Sene 1912, UŞİ Anlaşması'dır bu gördüğünüz anlaşma. İtalya'ya bırakıyor fakat geçici olarak. Anlaşma şartlarına uyulduğu takdirde adalar tekrar Osmanlı Devleti'ne geri verilecek,fakat şartlara uyum sağlanmıyor.

Bu yüzden 3 yıl sonra yani 1915'te Londra'da bu konu gündeme geliyor ve Londra Paktı denilen anlaşmada bu adaların tamamı İTALYA'YA bırakılıyor. Bakınız itiraz eden hiçbir PADİŞAH yok. Hiç SULTAN yok.

Adaları İtalya'ya bırakmakla kalmıyorlar aynı sene bir de Çanakkale Boğazı'na dayanıyorlar ve Çanakkale Savaşı'nı yapıyoruz.

Osmanlı temsilcilerinden biri Rumbeyoğlu Fahreddin Bey'dir. Bu adam kim mi? Türk milleti bir milli mücadele verirken, Kuvayı Milliye'yi kurmuşken, bu adam Kuvayı Milliye'nin karşısına Damat Ferit'in kurduğu Kuvayı İnzibatiye ile çıkan adamdır ve Yunan ordusunun yanında olmuştur Savaş kazanılınca sürgün edilenlerin arasında yer almıştır. 12 Adaları İtalya'ya bırakan heyetin içerisinde bu adam vardı.

Şimdi asıl olaya gelelim... Uşi Anlaşması'nın ismini aldığı Uşi, Lozan şehrinin bir semtidir. Bu yüzden 1912'de imzalanmış olan UŞİAnlaşması, İtalyan tarihinde Lozan Anlaşması olarak geçer. Fakat bizim bildiğimiz 1923'te imzalanan Lozan Barışı ile bu anlaşma birbirine karıştırılmasın diye bu anlaşmaya UŞİ denmiştir.

İşte arkadaşlar sahte kiralık tarihçiler, yani Kadir Mısıroğlu, Armağan ve çetesi, bu durumdan faydalanıyor ve 12 Adaların Lozan Antlaşması'nda gittiğini söylüyorlar.

Halbuki o Lozan başka, bu Lozan başka. Ne yazık ki bunu bütün millete yutturdular ve böylece milletimizi Lozan barışınadüşman ettiler.

Bizim bildiğimiz Lozan Antlaşması'nda ise bilakis Ege'de birçok ada Türkiye'ye geçmiştir.
Türkiye'ye Lozan Antlaşması ile geçen bu adalar ise, son 10 yılda Yunanistan'a bırakılmıştır.
Bugün Yunan papazların mangal yaptığı Ege adaları, uluslararası antlaşmaya göre halen daha Türklerindir...!
https://www.facebook.com/100064698009122/posts/yusuf-hala BCzel-bir-bilgilendirme-yaz12-adalar/1363078815858706/

Gagavuzlar

BU PAPAZI İYİ TANIYIN!!!
1990’lı yılların
sonları…Ukrayna’da yatıdayız…
THY bürosunda çalışan Ukraynalı bir görevli bize yardımcı oluyor…
Şaşırtıcı olan, çok güzel İstanbul şivesiyle Türkçe konuşmasıTürkçeyi nerede öğrendiğini sorduğumda “Anadilim.” diyor…
----“Nasıl yani?” diyorum…
-----“Ben Gagavuzum…” diyor…

Ana dili İstanbul Türkçesi olan Ukraynalı bir Gagavuz…Gagavuzlarla ilk tanışmam…
Daha önce Gagavuzları görmedim, bilmedim, duymadım; öğretmediler…

Fotoğraftaki papaza gelince…
Adı Mihail Çakır (1861–1938)

Gagavuz (Gökoğuz) Türklerinin soy bilinci için ömrünü adamış bir Türk milliyetçisi; eğitimci, yazar, kültür adamı, şair, tarihçi ve din adamı…
34
kitabın ve “Gagauzların Tarihi ve Etnografik Özellikleri” adlı eserin yazarıdır.

Gökoğuzların Türkçeyi kaybettiğinde Türklüğünü de kaybedeceğinin bilincindedir.
Bu nedenle köy köy gezerek çocuklara, gençlere Türkçeyi öğretir.
Bu çalışmalarını 40 yıl aralıksız sürdürür.

Her köye yetişemeyeceğini anlayınca, 1931’de Bükreş Büyükelçimiz Hamdullah Suphi Tanrıöver’den yardım ister.
1931 yılında Bükreş’e elçi olarak tayin edilen Hamdullah Suphi Tanrıöver, Mihail Çakır’ı tanımış ve onun önemli bir Türk milliyetçisi olduğunu ATATÜRK’E bildirmiştir.

Mihail Çakır’ın bu yardım isteği Atatürk tarafından karşılıksız bırakılmaz.
Bölgeye Türkçe öğretimi için hemen 30 öğretmen gönderilir,
300 Gökoğuz genci üniversite öğrenimi için Türkiye’ye getirilir.
Ve Atatürk, hizmetlerinden dolayı Mihail Çakır’a bir diploma ve nişan göndermiştir.
Bu, **“Türklüğe Üstün Hizmet Nişanı”**dır.

Atatürk’ün Mihail Çakır’ı tanıması Hamdullah Suphi aracılığıyla olmuştur.
Hamdullah Suphi, 13 yıllık Bükreş büyükelçiliği döneminde:
– Türkçe eğitim veren 26 okul açılmasını sağlar.
– Türkiye’den getirdiği kitapları bu okullarda okutulur.
– Başarılı Gagavuz çocukların Türkiye’de öğrenim görmesini sağlar.

Yaşar Nabi Nayır da 1936’da Balkanlar’a yaptığı gezide Kişinev’de Mihail Çakır’ın evinde misafir olmuş ve “Balkanlar ve Türklük” (Ankara, 1936) adlı eserinde ondan övgüyle bahsetmiştir.

Mihail Çakır, eserleri ve düşünceleriyleGagavuzlaramillî bir kimlik kazandırmış; onlara nereden geldiklerini ve bundan sonra varlıklarını nasıl sürdüreceklerini öğretmiştir.
Eserlerinin çoğunun dinî olmasının başlıca sebebi, din ve ibadet dilini TürkçeleştirerekRum ve Bulgar kilise mücadelelerinin Gagavuzlar üzerindeki asimilasyon politikalarını etkisiz hâle getirmektir.

Türkiye’de Müslüman görünümlü Arapçı yobazlar Türk düşmanlığı yaparken, kurulduğu günden bu yana Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlığı sürerken; Gagauzya’da bir Hristiyan papaz, can çekişen Türklüğü yeniden ayağa kaldırmıştır.

MİHAİL ÇAKIR’I İYİ TANIYIN VE UNUTMAYIN…
RUHUN ŞAD OLSUN, MİHAİL ÇAKIR…İsmail Kayahttps://sozgazetesi.org.tr/tuerk-duenyasi/bu-papazi-iyi-taniyin/

Çanakkale’den SEVGİLER !...


15.02.2026

Dr. Hayrettin Parlakyıldız

E. Öğretim Üyesi- Akademisyen

E-Posta: [email protected]