Bazı dostları ANMAK için onu hayattayken ANLAMAK gerekir. Anılar bazen HÜZÜN verse de sene-i devriye tamlaması içinde devr-i daimleri de unutmadan hatırlatmak, “hatırı” olanlar için bende önem taşır…
Sosyal Medyada bu haftada kimler var, desek😊 aşağıda okuyunca, onları tanıyınca sizler de bizimle olunca YAZIMIZ sizlerle anlam kazanmış olacak
Prof. Dr. ALİ OSMAN ÖZCAN
Bazı dostları ANMAK için onu hayattayken ANLAMAK gerekir. Anılar bazen HÜZÜN verse de sene-i devriye tamlaması içinde devr-i daimleri de unutmadan hatırlatmak, “hatırı” olanlar için bende önem taşır…
“Prof. Dr. Ali Osman Özcan’a ne yazalım desem; yazılacak öyle çok, öyle çok ki !?…
1984’ten beri tanıdığım, akademisyen-hoca, Psikoloji alanında uzman, makale ve kitaplarıyla kişilere öneriler getiren, günümüz meraklılarına “Merakınızı Hapsediniz !” önerilerini kitaplaştıran; “İletişimin Rengi, Şeytanla Ekmek Bölüşmek, Kimlikteki Kim,” ve diğer kitaplarını da bilim adamı dürüstlüğü içinde yazan, 2016 11 Ağustos ayında aramızdan ayrılan (10.YILI) arkadaşım-dostum; şimdi yetişen “iNTİHALCİ akademisyenlerin, intihar etmelerini” dünden gören; sesi kulaklarımda hâlâ çınlayan, gönül adamının doğum günü-ölümün gerçekliğiyle bütünleşince 😊
Sanal kütüphanecilikten, gerçek kütüphanecilik içinde giden arkadaşımızın geride bıraktıklarına, sevenlerine, eşi Aysel Ferah Özcan’a gün güzelliği diliyor;
Ali Osman Özcan arkadaşımızı aramızdan ayrılışının 10. yılında Kendine RAHMET, sevenlerine sabır, anıları sıcak kalsın, durağı UÇMAĞ, ruhu huzur içinde olsun, diyorum…”
(Parlakyıldız..gazetevitamin.com)
MUHSİN YAZICIOĞLU
EN BÜYÜK ÜLKÜCÜ, SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZDİR
Sanık Muhsin Yazıcıoğlu, yazılı delillere ilişkin görüşünü açıklarken, "Franko, Hitler hayatta değilken de asırlardır Türkler başbuğ kelimesini kullanmışlardır” dedi.
Ankara (Cumhuriyet Bürosu) MHP ve Ülkücü kuruluşlar davasında yargılanan, sanık Mııhsin Yazıcıoğlu, “Biz en ideal insan ve en büyük ülkücü olarak sevgili peygamberimizi gösterdik” dedi.
Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 numaralı Askeri Mahkemesi’nde 8 Kasım 1983 tarihinde yapılan duruşmada daha önce okunan yazılı delillere ilişkin görüşünü söyleyen sanık Muhsin Yazıcıoğlu, “Belgeler Ülkü Ocakları’nın devletten yana olduğunu, kanun hakimiyeti ve meşruiyeti savunduğu ve anarşiye karşı olduğunu göstermektedir” dedi. Sanık Yazıcıoğlu’nun belgelere ilişkin görüşünün bir kısmı tutanaklardan aynen şöyle:
“Eğitim çalışmalarında önce yönetici durumunda olanların davayı bilmesine ve yaşamasına önem vermişiz. Sebep olarak da yönetici durumdaki ülküdaşlarımız tam manasıyla yetişmemiş iseler, hatalı görüş ve davranışları yetişenlere aynen yansıyabilmekte oluşunu göstermişiz. Çünkü ülkücü yönetici ne kadar ideal olursa toplum nizamına o derecede katkıda bulunabilme şansına sahip bulunacaktır. Biz en ideal insan, en büyük ülkücü olarak sevgili peygamberimizi gösterdik. Yöneticilerin onu ayna kabul etmesini, kendilerinin ülkücülere ayna olmasını ve ülkücülerin de toplunun aynası durumunda olmaları gerektiğini söyledik. Bunu sağlamaya çalıştık. Bir ışığın aynalardan yansı-yıp gelmesi gibi, yüce Allah’ın “Seni en güzel ahlakta yarattım” ayetinin muhatabı yüce kurtarıcımız Hazreti Muhammed'in ahlâkının topluma yansıması ve kuşatmasını istedik.
Davadan taviz vermemelidir. Onu yaşamalıdır. Prensiplerine bağlı olmalıdır. Karşılaştığı problemleri mutlaka davasının gerektirdiği biçimde çözmeye çalışmalıdır ve davayı yaşamalıdır.
Sanık Yazıcıoğlu’nun belgelere ilişkin görüşlerinin bir bölümü de tutanaklardan aynen şöyle:
“İddia makamı, âdeta bazı kelimeleri bize yasak etmiştir. Lügat mânâsı ne olursa olsun, eğer siz kullanmışsanız benim yorumunu yaptığım anlamda kullanmışsınızdır, demektedir. Nitekim, İspanya da Franko için kullanılan “ Kodillo" kelimesinin Türkçe karşılığı “Başbuğ” anlamını taşımaktadır. “Duçe” ve “Führer" de anlam bakımından yakın kelimelerdir. O halde “Başbuğ" kelimesini kullananlar, faşisttirler denemez.
Franko, Hitler, Mussolini hayatta değilken de asırlardır Türkler "Başbuğ" kelimesini kullanmışlardır. Halbuki, Başbuğ, öncü, önder, lider anlamında kullanılmıştır. Fakat bizim iddianamemizi hazırlayanlar bunu görmek ve duymak bile istemiyorlar. Söyleseniz de "Olsun, ben böyle yorumlamışsam böyledir" diyorlar. İddianame her yazıyı, belgeyi, mevzuyu bu mantıkla ele almış ve sübjektif yorumlarla kendince mânâlandırmıştır.
Söz konusu belge de bu tür yorumlarla iddianameye alınmıştır. www.googletürkislamülküsü%2BMuhsin%2BYazıcıoğlu%2BEN%2BBÜYÜK%2BÜLKÜCÜ%252C%2BSEVGİLİ%2BPEYGAMBERİMİZDİR
HAMANEY
“Samih Askeri adlı liberal bir yazar, bakın Israil'in katlettiği İran Devrim Önderi Ali Hamaney hakkında ne paylaşmış:
Bakın, herkes bilir, ben liberal bir yazarım ve bu adamla aynı fikirde olmamamın yüzlerce sebebi var. Ama ölümünden sonra onu karalayanlara şunu söylüyorum:
Birincisi, modern tarihin en alçak, en aşağılık ve en iğrenç terörist siyasi oluşumunun elinde şehit oldu.
İkincisi, ülkesini savunurken öldü çünkü egemenliğinden ve gücünden ödün vermeyi reddetti.
Üçüncüsü, Filistin davasını savunurken öldü çünkü çağdaş tarihin en büyük insani davası olan Filistin davasını terk etmeyi reddetti. Başka biri Amerika'dan 200 milyar dolar alıp Filistin'i ve onu iktidara getirenleri terk ederdi.
Dördüncüsü, haince bir terörist siyasi suikast sonucu öldü ve ölüm şekli, onu öldürenler üzerindeki etkisinin ve ülkesinin etkisinin gücünü gösteriyor.
Beşincisi: Yoksul öldü, sadece temel ihtiyaçları zar zor karşılayan mütevazı bir evi vardı.
Altıncısı: Araplara ve Müslümanlara açıktı ve kimseyi geri çevirmedi. Arap komşularına her zaman dostluk ve iyi niyet elini uzatırdı, öyle ki çoğu ona saygı duyardı.
Yedinci: Düşmanlığını yalnızca İsrail ve Amerika'ya, özellikle de Ortadoğu'daki sömürgeciliğin ve yıkımın eli ve bölgenin sorunlarının kökeni olarak gördüğü İsrail'e karşı ilân etti.
Sekizinci: Sanata saygı duydu ve saltanatı sırasında İran, sanat alanında uluslararası alanda önemli bir konuma ulaştı. Hatta cenaze törenine bile müzik grupları eşlik ediyor.
Dokuzuncu: Arapların ve Müslümanların tek bir otorite altında değil, yalnızca bloklara inanan bir dünyada onları bir araya getirecek bir ruh ve ekonomi birliği çağrısında bulundu. Bu, özellikle onun erdemlerinden biridir.
Onuncu: Peygamberin Sahabelerine ve Sünni düşünce okulunun sembollerine karşı her türlü saygısızlığı reddetti ve onlara herhangi bir şekilde hakaret etmeyi veya onları aşağılamayı yasakladı. Hükümranlığı sırasında, Sahabeleri eleştiren bazı On İki İmam Şii kitaplarının basımı yasaklandı; bunlar arasında Bihar el-Enver ansiklopedisinin bazı bölümleri de vardı.
On birinci: Mısır'ı sevdi, övdü ve istisnasız tüm akım ve ideolojilerden sembollerine saygı duydu. Saygı duyduğu Mısırlı şahsiyetler arasında liberal, aydınlanmacı ve laik isimleri zikretti, ancak bu şahsiyetler onun ve İranlılar için önemli bir yere sahipti.
Elbette bu, onun ve siyasi sisteminin her yönüyle aynı fikirde olduğumuz anlamına gelmez; anlaşmazlık doğaldır. Bununla birlikte, bu ortak noktalara odaklanmak, bir yandan İslami düşünce ekolleri arasındaki, diğer yandan Ortadoğu halkları ve Müslümanlar arasındaki uçurumu ve farklılıkları daraltır. Bu on bir noktayı düşünün ve geliştirildiği takdirde Ortadoğu halklarını ve Müslümanları dünyanın saygısını kazanacak farklı bir konuma yerleştirecek entelektüel, siyasi ve insani projeler bulacaksınız”.
Samih Askeri (https://www.google.com/search?q=HAMANEY+%E2%80%9CSamih+Askeri+adl%C4%B1+liberal+bir+yazar)
ÇANAKKALE – GEYİKLİ’ DEN selam ve SEVGİLER…
11. 08. 2026
Dr. Hayrettin Parlakyıldız
Akademisyen, E. Öğretim Üyesi
e-posta: [email protected]