Bugün sabah radyomu dinlerken Ankara'daki geçtiğimiz ay yaşanan köpek zehirlenmeleri ile ilgili konuşuluyordu.
Bugün sabah radyomu dinlerken Ankara'daki geçtiğimiz ay yaşanan köpek zehirlenmeleri ile ilgili konuşuluyordu. Ankara radyosu olması sebebiyle, bu konuyla ilgili muhtarların kendi projeleri anlatılıyordu ve bu gerçekten beni mutlu etti. 'Her şeyi devletten beklememek lazım, bizim harekete geçmemiz lazım' diyordu radyodaki...Bunun için dernek ile harekete geçerek, belli noktalara hijyenik bir ortam yaratarak beslemek noktaları yapmayı plandıklarından bahsettiler. Hayvanların haklarını, 'yazılı hak beklemeden' yapanları ayakta alkışlıyor ve bütün dularımı yolluyorum...
Hayvan haklarının tanımlarına bakmamız gerekirse de; Hayvan hakları kavramı, insan olmayan yaratıklara karşı yapılan bir eylem ya da inanışın toplum tarafından uygun, ahlaki veya yasal çerçevede olmasıdır.
İnsanlar bu terimi genellikle hayvanları, insanların yaşayan diğer canlılara uyguladığı kötü davranış ve sömürüye karşı kullanır.Hayvan hakları savunucuları, hayvanlara insanca davranılması ve onlara acı çektirilmemesi için çaba sarf etmektedirler. Hayvan hakları fikri 19. yy.’da popülerleşmeye başlamış ve PETA gibi çok uluslu yapılar altında örgütlenmeler gerçekleşmiştir.
Hayvan haklarının arkasında yatan temel fikir, her ne kadar insanlar ile diğer yaratıklar eşit olmasa da, onların da bir birey olarak kabul edilmesi ve buna göre davranılmasıdır. Bu bakış açısı ile kimse hayvanlara acı verecek, erken ölüme neden olabilecek tıbbi deney, avlanma veya hayvanat bahçesi ve sirk gibi hayvan özgürlüğünü kısıtlayıcı faaliyette bulunmamalıdır. Aynı zamanda, insanlar hayvanları kendi eşyaları gibi görerek doğal yaşam alanlarını değiştirmemelidir.
Geçen yüzyılın ikinci yarısından itibaren ırkçılığa ve cinsiyetçiliğe karşı entelektüel ve pratik zeminlerde geliştirilen sivil haklar mücadelesi, yiyecek için yetiştirilip öldürülen ve genellikle her türden deneylerde kullanılan hayvanlar başta olmak üzere bazı hayvanlara karşı meşru olmayan ayrımcılık biçimlerine de ilgiyi yoğunlaştırmıştır. Hayvanları öteki varlıklar olarak algılayıp onlara istediğimiz gibi davranmadaki mantığın, aslında bir ırkçının veya bir cinsiyetçinin diğer ırktan veya cinsten olan insanlara davranmadaki mantığıyla aynı olduğu iddiasıyla Richard Ryder, hayvanlara karşı ayrımcılık biçimlerini 1970 yılında türcülük olarak tanımlamıştır.