Biz Türkler, yeni bir şey denemeye oldukça açığız bence.


Biz Türkler, yeni bir şey denemeye oldukça açığız bence.
Moda dünyasının önümüze koyduğu herhangi bir eşyanın herkesin üzerinde birden belirmesi; tutan bir işletme konseptinin aynı anda benzerlerinin açılması gibi pek çok örneği kanıt olarak sunabilirim.
Yani kapsamlı bir araştırma yapmadım bu konuyla ilgili ama görüşlerim bu şekilde.
Kapitalizm, bizim ülkemizde gayet rahat yayılabiliyor bu sebeple…
Tüm dünya gibi bizim de içeceklere karşı bir sempatimiz var.
Bizim sohbetlerimizin veya yalnızlığımızın en güzel destekçisi oldular her zaman.
Benim içeceklerimin başında su ve kahve geliyor.
Biraz kahveyi ele alalım.
Biz Türkler, kafeye gitmeyi de çok seviyoruz. Avrupa’da insanlar genelde tek başına kafeye gitmeyi tercih ediyor. Sosyal ortamlarını ise evlerinde kuruyorlar. Biz de bu durum tam tersi.
Pastane kültüründen kafe kültürüne ne zaman geçiş yaptık, tam olarak bilemiyorum. Ancak Starbucks’ların yayılışına denk geldim diyebilirim. Türkler kafeye gitmeyi, evden çıkaracak bir aktivite olarak görüyorlar. İlk zamanlarından uygun ve çok çeşitli kahve sunan bir kafenin yayılması tuhaf karşılanamazdı bence.
Geçtiğimiz bu zor zamanlarda korona virüsü yüzünden evlerimize kapanan bizler, kafelerden uzak kaldık.
Bu yüzden tanıdığım pek çok eve filtre kahve makinesi girdi.
Sadece filtre kahve değil; sanki bir barista yapmışçasına tatlı, soğuk ve köpüklü olan dalgona kahvesini yapmayı öğrendik.
Artık, önceden instant kahveyi bile bulamadığımız marketlerde bardaklara demlenebilecek kompakt tasarımlı öğütülmüş filtre kahveler uygun fiyata alınabiliyor.
Artık bu tarz şeylerin reklamcılar tarafından tanıtılmasına bile gerek kalmıyor; kendi kendilerini pazarlayabiliyorlar. Bu kültüre önceden binbir zorluklarla bulunabilen ürünleri tanıttılar ve ardından erişimi daha da kolaylaştırdılar. Bunun nedenini anlamakta zorlanıyorum ama elbette pazarlama stratejilerinin bir kısmında kendine yer buluyordur.
Daha neler göreceğiz bakalım…