İnsan yaşlandığını anlamıyormuş…

İnsan yaşlandığını anlamıyormuş…
Ta ki kafasına balyozla vurana kadar…
Balyoz burada mecazi olsa da, gerçek bir anlamı olduğu da yadsınamaz…
Fiziksel olarak çürüyoruz aslında, yaşlanmak dediğimiz şey de bu…
Biz ağaçlar gibi büyüyüp serpilemiyoruz, ömrümüzü tamamlıyor ve bedenimizi doğaya armağan ediyoruz.
Şimdi neden bunlardan bahsettim.
Geçtiğimiz günlerde yaşıma başıma, hatta olmayan spor geçmişime bakmadan kardeşim ile çocuk parkında yarışa tutulduk. Halk Bahçesinde de küçük parkurlar var, bilirsiniz. Ben de bu halimde küçücük çocuk ile rekabet ediyorum. Neyse efenim, gel zaman git zaman ben koşarak engelleri aşarken, yüksek bir yerden ayağımı yere 90 derece basmış bulundum. Hayır, yani o anın gazı olmasa ben de biliyorum bunun mantıksız olduğunu. Birden ayağımı bükmeye güvenemedim ve olanlar oldu işte.
Şimdi ben, çocukken filan da bacağını-kolunu kırmış bir insan değildim. Bir kez, kafa üstü fayansa yapışmışlığım bir de büyük bir bisiklet kazam vardır, o kadar. Bundan mütevellit, kırık veya çıkık acısından anlamam. Ancak acıdan ağladım orada, evet. Bir yandan da gülmeye çalışıyorum ki, kardeşim üzülmesin, resmen saçımı süpürge ettim deyimi yerini buldu hayatımda. Kalkmaya çalıştım, yok. Hareket edemiyorum, ‘bacağım çıktı, bacaksız kaldım’ dedim kesin orada. Apar topar eve, hastaneye gitmeler filan…
Neyse sonuç olarak bir şey yokmuş…
Tabii oldukça fazla incinmiş ama kırık olsa duramazmışım (gülüşmeler)…
İki gün dinlendim de ancak öyle yollara düşebildim.
Şimdi asıl soruya gelelim, size bu pek hüzünlü hikâyeyi niçin zikrettim?
Siz, siz olun da çocuğunuzla/kardeşinizle hareketli bir şeyler yaparken sakatlanmayın diye…
Şimdi, onlar zaten çocuk, hemencecik iyileşebiliyorlar. Bir kere biz öyle değiliz, aylarca yatağa bağlı kalabiliriz, işlerimiz aksar, eve kim ekmek getirecek yani?
Hep duyardım, işte halı saha maçlarında ayağında bir yerlerini koparan erkekler, çocuğuyla oyun oynarken hastanelik olan babalar…
Sizler için teyit ettim sevgili okurlar, hepsi gerçek…