Kasım ayının ilk gününden merhaba;


Kasım ayının ilk gününden merhaba;
Geçtiğimiz hafta Cumhuriyet Bayramı’mızı coşku içinde kutladık. Ne kadar özlemişiz değil mi beraber olmayı, coşkumuzu sokaklara taşırmayı. Allah bir daha pandemi yaşatmasın, çözümü olmayan dertler vermesin bizlere.

Pandemi döneminde en çok eksikliğini hissettiğimiz şeylerden biriydi bayramlarımızı doyasıya yaşayamamak. Türk milleti olarak bir arada olmayı seviyoruz ve bu durum bizi sarsmıştı. Şimdi tekrardan beraber olabilmek gerçekten çok sevindirici…

Bu hafta bu duygular girince içime, bir arkadaşımın çok eskiden hediye ettiği bir kitabı hatırladım. Şükran Yiğit’in kaleminden Ankara, Mon Amour!

Sizi eski zamanlara alıp götürecek bir kitap olacağına eminim, özellikle Ankara’yı biliyorsanız…

Ankara, Mon Amour! üst üste asılınca ertesi gün daha iyi ısıtan paltoların cepli basma elbiselerin dualarla ekilen simit ağaçlarının üç tam bir paso'nun troleybüs hızında giden bir hayatın Zümrüt Pastanesi'nin ve Alemdar Sineması'nın sabahtan öğlene bir yağmurla değişiveren dünyaların ikindi sessizliklerinin "bir hatırası olmanın" "bir çay koyalımın" mavi ODTÜ otobüslerinin ciddiyetle Grundrisse okumaların Nisan Tezleri'nde aranan şiirin yirmi yaşında olmanın tiril tiril yeşil elbiseler giyen bir hayalin kaplumbağa soyunun en zor geçen o ilk altı ayın elinden kavuşanların sevinci, ayrılanların hüznü alınan Ankara Garı'nın yani çocukluğun arkadaşlığın aşkın öyküsü...
Bize vaat edilenler de bunlar değil miydi zaten?