Yıl: 1910…


Yıl: 1910…
Yer: Sivriada yahut halk adıyla, Hayırsızada…
Sokak hayvanlarına dair yeni öğrendiğim bir bilgi oldu benimde, ne yazık ki dünya tarihindeki en büyük sokak hayvanı katliamlarından biri…
Fransa’da artan kimya ve parfüm sanayi, hayvansal malzemeler kullandığı için en kolay gözden çıkarılabilir olanlara yönelmişti: Sokak hayvanları… En nihayetinde işleri iyice büyüdükçe, sokakta tek bir hayvan dahi kalmamıştı.
O zamanki Türkiye’de hükümet, Batı’ya yakınlaşmak ve küreselliği yakalamak için ‘Uyum Stratejileri’ geliştiriyordu.
Günlerden bir gün; Fransa, hükümete bir öneri ile geldi: ‘SOKAK KÖPEKLERİNİZİ BİZE SATIN’
Bu anlaşma kabul edildi ve halktan köpekleri toplamalarını istediler. Ancak halk, yıllardır sokakta beslediği tüylü dostlarını böyle bir ateşin içine atmak istemedi. Bu yüzden devlet, bu görevi serserilere verdi.
Toplama süresince halk isyan etti, gemiyle Fransa’ya gönderilmek üzere Tophane’de bekletilen binlerce köpeği bir baskın yaparak kurtardı.
Ancak hükümet bir kez Fransa ile anlaşma yapmıştı, bu işten vazgeçmedi. Daha kapsamlı daha organize bir toplama işi başlatıldı. Kısa sürede 80 bin köpek toplandı ve Tophane’de bekletildi... Halkın bir kez daha hayvanları kurtarmaması için başlarına asker dikildi. Fakat Fransa’dan bir türlü yükleme talimatı gelmiyordu. Köpeklerin beslenmesi ve bakımı sorun olmaya başlamıştı. Fransa’dan yanıt gelmeyince hükümet köpeklerin fiyatını indirdi, sonra bedavaya vermeye bile razı oldu ama Fransa’dan çıt çıkmıyordu. Köpekleri artık Tophane’de bekletme olanağı yoktu. Kentten uzak bir yer, Sivriada seçildi. 80 bin köpek Sivriada’ya nakledildi. Köpeklere burada bir süre daha bakıldı… Ta ki Fransa anlaşmayı fesih ettiğini, köpekleri almayacağını bildirene kadar…
Bundan sonra köpekler Sivriada’da tamamen kaderine terk edildi. Halk bir süre yiyecek taşıdı ama sonra bu da bir süre sonra imkânsız hale geldi.
Köpekler açlıktan ve susuzluktan can verdiler. Kuzucukların acı çığlıkları Anadolu Yakası sahillerinde duyuluyor, sabaha kadar dinmiyordu.
2 ay süren ölümler başladı… 2-3 yıl boyunca tüm sahil kokudan yaşanmaz hale geldi. İstanbul halkı bu suçtan dolayı çok üzgün, çok çaresizdi.
Pek çokları sahildeki evlerini kapattı. Köpeklere dokunmanın büyük bir lanete yol açacağı düşünülüyordu.
Sonunda o lanet 1912 yılında deprem olarak geldi. Büyük deprem köpeklerin ahına, günahına bağlandı.
İşte bu sebeple, Sivriada, hayırsızada olmuştur…

Pierre Loti’nin kendi kaleminden şöyle bir kıssadan hisseye yer vermek istiyorum:
“…İstanbul'un diğer bütün köpeklerinden yüzlercesinin yer aldığı Hayırsızada, Marmara'nın ortasında çöle benzeyen bir kayaydı. İçecek bir damla su yoktu, köpekler orada açlıktan ve susuzluktan öldüler ve bu arada bilinçlerini yitirdiklerinden birbirlerini yediler. Adanın yakınlarından bir kayık geçerken hepsi kıyıya geliyorlardı ve yürekleri parçalayan iniltileri duyuluyordu. Bu, iki ay sürdü. Kayıkları ve insanları ne kadar uzakta olursa olsun gördüklerinde, bütün saflıklarıyla yardıma çağırıyorlardı…”

Konuyla ilgili pek çok anı ve fotoğrafın yanı sıra, bu topraklardan çıkma yönetmen Serge Avedikyan’ın 2010 yapımı ‘Chienne d’histoire’ isimli Altın Palmiye ödüllü bir filmi de vardır…