Antik Dünya’nın kabul gören yedi harikasının altısı uzun zaman önce, kimini doğa, kimini ise insanoğlu yıkmıştır ve günümüzde ayakta kalan sadece Gize’deki Büyük Piramit’tir.

Antik Dünya’nın kabul gören yedi harikasının altısı uzun zaman önce, kimini doğa, kimini ise insanoğlu yıkmıştır ve günümüzde ayakta kalan sadece Gize’deki Büyük Piramit’tir. İki heykel, bir tapınak, iki mezar, bir fener kulesi ve bir asma bahçeden oluşur ve ikisi günümüz Türkiye topraklarında Batı Anadolu’da bulunuyordu. Bu tür anıtlar başlangıçta “harikalar” olarak değil, Yunanca “theamata” yani “görülecek şeyler” olarak anılsalar da bu görülecek şeyler zamanla “harikalar” olarak anılmaya başlanınca ismi değişir ve “thaumata (harikalar)” olur. Yedi harika listesinin başlangıcı M.Ö.5.yüzyıl ortalarında, Halikarnassos’lu (Bodrum/Muğla) tarihin babası sayılan Herodotos’un “Tarih” isimli kitabındadır. Babil kentleri ve Mısır Piramitleri ile ilgilenmiştir. Daha sonraları listeye girecek Halikarnassos’taki anıt mezar Mausoleion ise kendinden yüz sene sonra olmuştur. M.Ö.2.yüzyılda Sidon’da Yunan şair Antipatros, İskenderiye Feneri hariç, altısını yazarak ilk listeyi vermiştir. Antik Dünya’nın yedi harikası; Büyük Gize Piramidi, Babil’in Asma Bahçeleri, Olympia’daki Zeus Heykeli, Ephesos’taki Artemis Tapınağı, Halikarnassos’taki Mauseleion, Rodos Heykeli ve İskenderiye Feneri’dir. Her birine kısaca değinelim.

Büyük Gize Piramidi, Mısır’da yaklaşık M.Ö.2560 yıllarında inşa edilen ve yedi harikanın ayakta duran tek unsurudur ve diğer harikalardan daha eskidir. Dördüncü Hanedan’dan Firavun Kufu ya da Yunan tarihçi Manethon’un adlandırdığı şekliyle Keops için yapılmıştır. Başka yerlerde de piramitler bulunsa da, esasen piramit yapımı antik Mısır’a özgüdür. Keops Piramidi de dahil olmak üzere piramitler Mısır’da birer anıt mezardır ve illaki denk geldiğiniz komplo teorisyenlerinin ürettiği konularla bir ilgisi yoktur. Zemin hazırlıkları ve taban kenarlarının yıldızların gözlemlenip doğru yöne oturtulmasıyla yapım işi başlamıştır. Yapım tekniği tam olarak bilinmese de çeşitli teoriler vardır ve silindir kızaklar ile kaldıraçların varlığı bilinmektedir. Bir ihtimalle yapı yükseldikçe toprak rampalar sayesinde taş blokları yukarıya taşıyorlardı ve yapı bitince toprak rampaları temizliyorlardı. Yapı bitince basamaklarda dahil parlak beyaz kireç taşı ile kaplanmıştı ve bu kaplamalar Orta Çağ Kahiresi’nin yapımı için götürülmüştür. Piramidin her bir kenarı yaklaşık 229 metredir ve ortadaki kaya kütlesi bilinmediği için kütlesi tam hesaplanamasa da 2 ile 15 ton arasında değişen, yaklaşık 2.300.000 adet taş blok hesaplanmıştır.

Babil’in Asma Bahçeleri kesin olarak saptanamamış ve hatta varlığının bile kanıtlanamamış olduğunu kabul etmek gerekiyor. Babil, şimdi Irak’ta bulunan antik Babil Ülkesi’nin başkentiydi ve kanunlar yaratan ünlü kralı Hammurabi’nin (M.Ö.1792-1750) saltanatında sivrildi. Kazılarda çıkarılan tabletlerde göz alıcı bir bahçeden söz edilmediği için geç dönem yazarlarına bakmak gerekir. M.Ö.350’lerde doğan ve Babil’in baş tanrısı Marduk’un rahipliğini yaptıktan sonra Kos Adası’na yerleşen Berossos, M.Ö.280’lerde “Babil Tarihi” isimli kitap yazar. Burada, Asma Bahçelerini kral II.Nabukadnezar ile özdeşleştirir ve daha ileri dönem antik yazar Josephus: “Sarayında, dağ biçimini verdiği ve üstlerine her türden ağacı diktiği taş tepeler vardı. Ayrıca, bitkiler ektirdiği asma bir cennet kurdu…” şeklinde ifade etmektedir. Sicilyalı Diodoros (M.Ö.1.yy.), Strabon ve Byzantion’lu Philon’da detaylı açıklamalar yazmışlardır.

Olympia Güney Yunanistan’da yani Peloponnesos’ta bir tapınma yeriydi ve tanrılar kralı Zeus’un tapınağı ile sunağı bulunuyordu. İnsanlar her bölgeden bu kutsal yere “hac” ziyaretine geliyorlardı ve spor yarışmaları da düzenleniyordu (olimpiyat oyunları). Tapınak, M.Ö.466-456 arasında inşa edilmişti ve heykeltıraş Pheidias tarafından görkemli bir Zeus heykeli fildişi ve altından yapıldı. Antik yazarların bilgileri ve kazılmış tapınağın tabanında da görüldüğü üzere heykelin kaidesi 6,65 metre eninde, yaklaşık 10 metre derinlikte ve 1 metre yüksekliğindeydi. Oturmuş haldeki Zeus heykeli ise 13 metreydi ve başı neredeyse tavana değiyordu.
Ephesos’taki (Efes/İzmir) Artemis Tapınağı’na yedi harika listesinde bulunmasını sağlayan, büyük kutsal alanın görkemli mimarisiydi. Artemis Zeus’un kızıdır ve Apollon’un ikizidir. Mermerden inşa edilen tapınağın yüksek podyumu 131x78,5 metre ölçülerindeydi. Romalı yazar Yaşlı Plinius, 127 sütun saymıştır ve sütun yüksekliklerinin 20 metre olduğunu söylemiştir. Günümüzde sulak bir arazide olan kutsal alanda, tapınağa ait bir adet sütun ayağa kaldırılmıştır.

Halikarnassos’taki (Bodrum/Muğla) Mausoleion, M.Ö.377-353 arası Karia bölgesi hükümdarı ve Pers kralının satrabı (valisi) olan Mausolos’un büyük anıt mezarıydı. Anıt mezarlar için günümüzde kullanılan mozole kelimesinin kökeni buraya dayanır. M.Ö.4.yüzyılda karısı ve kız kardeşi Artemisia döneminde inşa edilmiştir. Arkeolojik kazılarda kayaya oyulmuş dikdörtgen temel çukuru, cesedin gömülmek için indirildiği merdiven, mezar odasının ana hatları ve kırık sütun kasnakları ile taş unsurlar tespit edilmiştir.

M.Ö.323’te İskender’in ölümüyle başlayan saltanat kavgalarında general Antigonos, Mısır’a karşı Rodosluları yanına çağırdı ama Rodoslular reddetti. Bunun üzerine Antigonos ve oğlu Demetrios Rodos’u kuşattı fakat bir yılın sonunda kuşatmayı kaldırmak zorunda kaldı ve Rodos halkının yiğitliği üzerine kuşatma silahlarını orada bıraktı. Rodoslular bu araçları satarak, koruyucu tanrıları olan güneş tanrısı Helios’un bronzdan yaklaşık 33 metre olan dev bir heykelini M.Ö.294-282 yıllarında yaptırdılar. Antik yazarlar epey bahsetse de heykelin şekli ve yeri tam bilinmemektedir. Heykeli ve Rodos’un büyük kısmını yıkan deprem M.Ö.226 yıllarında gerçekleşti. Heykel düştüğü yerde neredeyse 900 yıl yattı ve M.S.654’te şehri yağmalayan Araplar, kırık parçaları Anadolu’ya taşıyıp bir Yahudi’ye sattılar.
İskenderiye Feneri, İskenderiye limanı önündeki Pharos adasına inşa edilmiştir ve listeye son eklenen harikadır. Kuleyi kimin yaptığı ve inşa yılı tartışmalıdır. Büyük ihtimalle M.Ö.305-282 arasında yani I.Ptolemaios döneminde yapılmıştır. Yakılan ateşten çıkan ışık aynalarla yansıtılıyordu ve çok uzaktan bile görülebiliyordu. Yapının yüksekliği yaklaşık 100 metreydi ve üç katlı bir mimariydi.