GÖBEKLİ TEPE BİZE NE ANLATIYOR?

Henüz yerleşik hayata geçmeyen avcı-toplayıcı bir grup insan, yapıların ihtişamına göre, birlik olarak M.Ö.9500’lere giden tarihlerde, Göbekli Tepe gibi bazı yapıları inşa ettiler.

6832 0

Devrim Demir

Devrim Demir

Henüz yerleşik hayata geçmeyen avcı-toplayıcı bir grup insan, yapıların ihtişamına göre, birlik olarak M.Ö.9500’lere giden tarihlerde, Göbekli Tepe gibi bazı yapıları inşa ettiler. Bir organizasyon olmadan yani örgütlenmeden bu yapıları inşa etmeleri imkânsız. Peki gerçekten ilk tapınak denebilecek bir merkez mi burası?

Göbekli Tepe’yi tanımadan önce Tanrı anlayışı ve tapınak sistemine değinmek gerekir. Söz konusu dönemde (M.Ö.9500) henüz bir Tanrı inancı ve anlayışı bulunmuyordu. İnsanlar “ata kültü” dediğimiz kendilerinden önce yaşamış, saygı duyulan ve manevi kuvveti olan insanlara inanıyorlardı ve Göbekli Tepe’de bunun bir örneğidir. T şekilli dikili taşlar stilize birer insan formundadır. Üzerlerine kabartma ya da kazıyarak işledikleri yılan, keçi, domuz, tilki, su kuşu, öküz ve aslan gibi hayvanlar ise doğaya olan yakınlıklarını ve avladıkları ya da korktukları canlıları sembolize ediyordu. Tanrı ile ilişkilendirilen boğa figürünü ve Kybele olarak tanımlanan şişman kadını hemen hemen ilk olarak Anadolu’da M.Ö.7.bin yılda Çatalhöyük’te görmekteyiz. O zamana kadar Tanrı anlayışı karşımıza çıkmamaktadır. Göbekli Tepe’nin kazıcıları tarafından “tarihin ilk tapınağı” olarak tanıtılması, ne kadar doğrudur? Tartışmaya açık bir konudur.

Göbekli Tepe’deki insanlar, madenci ve basit alet imalatçılarıydı ve kireç taşından steller yaptılar. Ne düşündüklerini ve neye inandıklarını bilemeyeceğimiz gibi, sadece buluntulara ve dönemin insan hayatına göre yorumluyoruz. Modern çağda, o dönemin totemleri denecek olgular, değerinin kaybetti. Çünkü insanoğlu, gelişimini hızlı bir şekilde devam ettirdi.

300 metre çapında ve 14 metre dolgulu olan Göbekli Tepe, hayvan ve bitki kalıntılarına göre yabani hayvanlar ile kültürsüz bitkilere ev sahipliği yapmıştır. Neolitik dönemden öncesine dayanan avcı-toplayıcı insan gruplarıydı. 1995-2014 yılları arasındaki kazılarda 3 dönemi tespit edilmiştir. Tek bir kült alanı değildir ve bölgede ondan fazla, aynı tipte olan yer vardır. Çalışmalara göre, yaşam alanı olmayan merkez, bir dönem kullanıldıktan sonra toprakla örtülerek yenisini yapılmıştır.

Göbekli Tepe’nin ilk tapınak olarak tanıtılması, kanımca dönemin insanlarının ilk anıtsal yapı yapmaları ve antik dönemde de karşılaştığımız insan şeklinde tasarlanan Tanrı figürlerinin kullanmalarından dolayıdır. “T” biçimli stellerin üst kısmı baş olduğu gibi, kazıma yöntemiyle kollar ve eller sembolize edilmiştir. Bunun yanı sıra çoğu kabartma olan değişik hayvan figürlerinin de birer anlamı olması gerekmektedir. Bu durumu ilk yazı örneği olması niteliğini ön gören bilim insanları da bulunmaktadır. Hayvan kabartmaları, saygı duydukları, avladıkları ya da korktukları canlılar olabilirdi ve onları insan formundaki “tanrılarıyla” özdeşleştirmek istemiş olabilirlerdi.

Ortadoğu’ya gelen ve tarihi yaklaşık 3000/3200 yıllık olan semavi dinlerin kökenini Göbekli Tepe’de aramak çok yersizdir, çünkü henüz bir Tanrı anlayışının olup olmadığı bile belli değildir. Fakat “ata kültü” durumu söz konusudur. Metafiziksel ya da saygı duyulan değerli büyüklerine inandıklarını ve onlara anıtsal yapılar yaptıklarını başka yerleşmelerden de biliyoruz. Bazı yerleşmelerde, ölülerin kafataslarını bu anıtsal yapılara gömdüklerini görmekteyiz.

Göbekli Tepe’nin şahsımca en büyük özelliği, yaklaşık 12 bin yıl önce, henüz yerleşik hayata bile geçmeyen insan topluluklarının örgütlenerek bu anıtsal mimarileri inşa etmeleri ve sanatsal diyebileceğimiz kabartma figürleri yapabilmeleridir. Buradan anlıyoruz ki, bu insan gruplarını yöneten ve idare eden bir yönetici sınıfı da bulunuyordu. Türkiye topraklarında olması ve tüm dünyaya “tarihin ilk tapınağı” olarak tanıtılması da ayrı bir önem kazandırmaktadır.

 
                                                                                   Devrim Demir
                                                                                   24.04.2021


Etiketler; #devrim demir
Yorum Ekle
İsim
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Devrim Demir525 - 08.05.2021 20:00:17
Haklısın Vedat bey, bir coğrafyada yaşayan insanlar, nesiller boyu yok olmuyor ve devamlılığı var. Günümüzde Çanakkale’de bile Ayvacık/Assos’a gittiğinizde, yerel halktaki antik dönem yaşayışını görebiliyoruz. İnanışlar konusuna gelince ise, Şanlıurfa’nın semavi dinlere ev sahipliği yapması durumu çok farklı, isterseniz bir yazarız.
Avatar
Vedat akto515 - 30.04.2021 13:21:32
Fırat/Dicle havzası insanoğlunun yaşaması için O zamanlar elverişli bir ortam oluşturmuş olabilir.Ama örgütlülük fikrinin ilk çıktığı yer olması önemli.O yörede dini düşüncelerin hala yaygın olması o felsefenin kalıntıları olabilir.