“İkinci dalgayı önlemek pek mümkün görülmüyor”

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Üniversite Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Alper Şener...

4012
“İkinci dalgayı önlemek pek mümkün görülmüyor”


 
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Üniversite Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Alper Şener, Çanakkale Kent Konseyi’nin sosyal medya hesabında düzenlediği ‘Konuşuyorum’ isimli canlı yayın programına katılarak, Koronavirüs salgınının şu anki durumu hakkında bilgi vererek, değerlendirmelerde bulundu.  
 
Koronavirüs salgınında tanı ve ölüm sayılarının azalmasının ardından normalleşme süreci başladı. Bu kapsamda ‘Konuşuyorum’ isimli programa konuk olan ÇOMÜ Üniversite Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Alper Şener bilgi paylaşımında bulundu.
 
OLGU SAYISINDA BU RAKAMDA BİR SIÇRAMA OLMASI GAYET DOĞAL
Çanakkale’deki süreci ve normalleşme durumunu anlatan Doç. Dr. Şener, “Türkiye ölçeğin 11 Mart ile başladı. Çanakkale ölçeğinde 23 Mart’ta başladı Kovid öyküsü. Önlemlerde başlangıçtan itibaren Türkiye’den farklı bir çalışma güdülmedi Çanakkale ölçeğinde. Türkiye’de ne yapılıyorsa onu yaptık. Türkiye’den bağımsız olarak sokağa çıkma yasakları uygulanmadı haftalık olarak, seyahat yasakları olmadı. Önce Türkiye genelini değerlendirdiğimizde yasakların kademeli yapılması ve pik hasta sayısı Nisan ayında oldu. Pik hasta sayısı dediğimiz, günlük maksimum gördüğünü olgu sayısı diyoruz. O da Türkiye’de 5 bin 100’lerde bir rakamları buldu. Ondan sonraki süreçte 3 günlük, 7 günlük dalgalanmalardan sonra dalgalanma periyodumuz 10 günlük ve 14 günlük periyoda indi. Dalgalanmayla kastettiğimiz şu; günlük olgu sayısındaki sıçramalar ve minik oynamalar. Bizdeki büyük sıçrama, yani 10’dan birden bir 0’a inme dediğimiz azalma, çökme tablosu hiçbir zaman olmadı. Sonra normalleşme takvimi başladı 1 Haziran’dan itibaren. İlk 2 hafta normalleşmeyi ne kadar olumsuz yönde etkileyebileceğini göreceğiz. Günlük binin altındaki olgu sayılarına indiğimiz zaman normalleşmeye başladık. 13 Haziran itibaren bin 500’lü olgu sayılarına gelindi. Yüzde 50 oranında bir sıçrama var 1 Haziran itibaren baktığımızda.  Bu panik olmayı gerektirecek bir durum mu? Rahatsız olmak gerekir, panik olmayı gerektirecek bir durum yok. Çünkü bu kadar rahat olmaya az oldu. Benim korkum şuydu; birden bire 3 bini, 5 bini bulursak, korkacaktık.  Ama şu an ki oynama makul bir düzeyde. Yakın zamanda İstanbul da gittim. Oradaki tabloyu da görmüş oldum. Orada sokakta önlemleri gördüğünüz zaman uyum yüzde 50’nin altındadır. Olgu sayısında bu rakamda bir sıçrama olması gayet doğal” şeklinde konuştu.
 
“SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞINA YARDIMCI OLACAK”
Şener, “O dönemde Haziran’ın başı ya da ikinci haftası salgının Türkiye ölçeğinde biteceğini ön görüyorduk. Ama artık şunu ön görebiliriz Türkiye’deki birinci dalga hasta sayısı sıfıra indiği zaman biz bun artık ilk pandemi dalgası bitmiş diyeceğiz. Bu yaz sezonunda sıfıra inmemiz sanki bu takvimde hayal gibi görünüyor. Bu neden önemli bizim için, kendimizi hazırlama anlamında önemli. Bu çok kötü bir şey değil. Salgınlarda şunu demekte fayda var; hedefiniz sıfırdır o başka konu, sıfıra inmesi hedef en iyisi. Doğal seyrinde, günlük hasta sayılarının makul seviyelerde kalması toplumda bağışık kazandırmak için de iyi bir stratejidir. Bu aslında sürü bağışıklığına yardımcı olacak. Türkiye ölçeğinde 88 milyonluk popülasyon için günlü bin 500 bağışıklık için yeterli değil.  Şuanda şöyle bir öngörüde bulanabiliriz ; Olgu sayılarındaki ufak, tefek dalgalanmalarla; Türkiye’ye eğer ikinci dalga gelecekse birinci dalga bitmeden devam edecek gibi görünüyor” dedi.
 
“İKİNCİ DALGAYI MUTLAKA GÖRECEĞİZ”
Beklenen ikinci dalga ile ilgili olarak açıklamada bulunan Doç. Dr. Alper Şener, “Sonbaharda ikinci dalgalanmanın gelmesini bekliyoruz. Bu periyotta yaz döneminde eğer biz günlük vaka sayısını üç haneli rakamlarda tutabilirsek bizim için büyük bir başarı. Ben yaz döneminde iki haneli rakamları görebileceğimizi düşünmüyorum. Bu bir kış virüsü. Çok temel özellikleri olduğu için yaz döneminde birkaç yıl sonra onu görmeyeceğiz. Yaz döneminde hasta sayısı fazla olduğu için bu periyotta aralıklarla görülecek. Çünkü dünyanın tamamını dolaşıyor virüs. Biz yaz dönemindeyiz ama kış periyotu da olduğu için virüs yükü hiçbir zaman azalmıyor. Toplumun yüzde 60’ından fazlası bağışık hale gelse ikinci dalgayı görmemiz söz konusu.  Geriye dönük yapılmış çalışmalar var. Avrupa’da hiç önlem alınmayan İsveç’te dahil yüzde 15 toplumsal bağışıklık çıktı. İspanya, İtalya gibi bizim 1-1.5 katı hasta görmüş ülkeler yüzde 3’lerde çıkmış. Türkiye’de bağışıklık yüzde 2-3 olabilir. O yüzden bu virüs ülkeye girdiğine göre ya da bu dönemde dolaştığına göre ikinci dalgayı mutlaka göreceğiz. İkinci dalgayı önlemek pek mümkün görülmüyor” diye anlattı.
 
“VİRÜSÜN MUTASYONA UĞRAMASI ÜÇTE İKİ İYİ BİR ŞEY”
Şener, “Bu yeni bir buluş değil. Bu virüs zaten mutasyona uğramasaydı insanlardan hayvanlara geçmezdi. Bu virüs insandan, hayvana geçerek mutasyonunu tamamladı. Koronavirüs ailesi mutasyona eğilimli bir aile. Kovid dışındaki bütün koronavirüs ailesi mutasyona eğilimli bir aile. Virüsün doğası böyle. Yüzey proteinleri sık sık değişir. Virüs ilk baştan itibaren hayvandan insana geçti. İnsanlar arasında dolaşırken de  her enfekte ettiği insandan yüzey proteini alarak kendi yüzey proteinlerini değiştiriyor. Çok basit bir mantığı var bunun. Patojenitesini devam ettirebilmek için değiştiriyor. Adaptasyon, bukalemun gibi denilebilir. Burada tehlikeli ve anlaşılması zor olan geçirdiği değişimler. Çünkü virüs basit bir lineer yapıda. RNA virüsü bu. Tek zincirli RNA virüsü olduğu için Lineer yapısı içerisinde bin 40’tan fazla amino asit var. Bu amino asit dizisini çok farklı kombinasyonlarda değiştirirken, istenmeyen kombinasyonlar meydana gelerek  daha öldürücü, bulaşıcı ve bölgeye has virüs tipleri oluşabiliyor. Türkiye için şuan bunu bilemiyoruz. Virüsün mutasyona uğraması üçte iki iyi bir şey, üçte bir kötü bir şey diyebiliriz” bilgilerini verdi.
 
“ÇAN’IN KENDİNE HAS BİR DİNAMİĞİ VAR”
“Ulaşım şartlarının zor olmasından, hasta sirkülasyonunun az olmasından, Çanakkale’nin genel anlamda baktığımızda okullarda tatil olduğu için sokaklarda dolaşan her beş kişiden birisi öğrenci olduğu için öğrenci nüfusunun Çanakkale’den çekilmesinin, salgının Çanakkale’de kontrolünü kolay hale getirdi” diyen Şener, şunları söyledi: “Sağlık anlamında baktığınız da tabii ki başarımız var. Ama işimizi kolaylaştıran faktörlerde var. İşimizi kolaylaştıran faktörlerden en önemlisi dolaşan insan nüfusunun azalmış olması. Okulların tatil olması Çanakkale’de salgının kontrolünü inanılmaz kolay hale getirdi. Bir diğer kolay hale getiren konu; Çanakkale Türkiye’nin en yaşlı nüfusuna sahip. Sokakta dolaşan 5 kişiden 1’i öğrenci, 1’i yaşlı.  Biz aslında Çanakkale’nin salgın periyodunda yüzde 40’ını ortamdan uzaklaştırdık. Yüzde 60’ı dolaşır pozisyona geldi. Bu yüzde 60’lık gruba baktığımızda salgını kontrol ettik ama hasta sayımız az mı oldu tartışılır. Hasta sayısı çok az oldu diyemem. Benzer il ölçeklerinde hasta oranımız az ama bizim ölçeğimizdeki dünya genelindeki baktığımız zaman hasta sayımız az değil.  Hasta sayımız azımsanmayacak sayıdaydı. Hali hazırda önemsenmeyecek rakamlarda değil. Vefat sayısı için net bir yorum yapmayacağım. Çünkü vefat sayılarıyla ilgili ölüm istatistiklerinde bazı noktalarda koronavirüs ilişkili, ilişkisiz çok tartışma var. Bu rakamları net olarak Sağlık Müdürlüğü birliyor. Salgının başından beri Çanakkale ilçeleri anlamında en değişik dinamik işleyen kısım Çan ilçesi oldu. Çan’ın kendine has bir dinamiği var. Hastalık görülme anlamında Çan’ı diğer ilçelerden ayırabilirsiniz. Onun dışındaki ilçelerde merkezden daha fazla hasta gördüğümüz bir ilçe yok.”
 
“SEYAHAT YASAĞININ KALDIRILMASI ÇANAKKALE’DEKİ VAKA SAYISINI ARTIRIR”
Şener, seyahat yasağının kaldırılmasının Çanakkale’de vaka sayısını arttıracağını söyleyerek, “Çanakkale harita üzerinde transit geçiş gibi gözüküyor ama kendine has turizm dinamikleri olan bir yer. Şehitlik turizmi, Gelibolu Yarımadası’nın gezilmesi, Bozcaada, Gökçeada’nın kendine has özelliği var. Benim hissettiğim ve bildiğim kadarıyla net rakamlar vermem mümkün değil ama güney illerinde kalabalıklaşma ihtimali fazla olduğu için daha butik, sakin tatil konseptini tercih eden kişi popülasyonu Kovid döneminde Çanakkale coğrafyasını tercih edecek gibi görünüyor. Bu Çanakkale için hem bir avantaj, hem de dezavantaj. Avantajlı tarafı tabii ki bunun ticari bir katkısı var. Bunun katkısını ve gerçekliği yadsınamaz.  Ama onun dışında da özellikle bu nüfus İstanbul özelinde gelecek olursa olası hasta sayısı ve şüpheli hasta sayısını artıracaktır. Çünkü Türkiye’de 10 hastadan 6 tanesi İstanbul’dan çıkıyor. Bu bakanlığın rakamı” dedi.
“DENİZDEN BULAŞ İHTİMALİ SIFIRA YAKIN”
Kişilerin denize girmesi konusunda da açıklamada bulunan Şener, şunları ifade etti: “Küvete koranalı biri ile girerseniz virüs size de geçer. Hacim çok önemli. Denizden bulaş ihtimali sıfıra yakın. Denizden bir şekilde koronavirüsünü alma ihtimaliniz çok düşük bir ihtimal. Bu virüs yoğunluğu ile ilgili. Geniş bir alan olduğu için, tuzlu suyun bu konuda olumlu etkileri var. Havuz anlamında baktığımızda klorlama çok önemli. Bu klor miktarının 1 PPM değerinin üzerinde olması gerekiyor. Havuz hacmi, içerisindeki kişi sayısı çok önemli. 100 metreküp bir havuzun içerisinde 100 kişi varsa bulaşır. Ama 100 metreküplük bir havuz içerisinde iki kişi varsa bulaş ihtimali çok çok düşüktür.”
 
Gülçin AKIN
 

Yorum Ekle
İsim
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.