Reklam

‘Yeni Troya’ keşfedildi!

Troya Müzesi Müdürü Rıdvan Gölcük, şu anda kazısı yapılan Troya kentinin yaklaşık 4 kilometre güneyinde, bir tepenin sırtında ve Dümrek (Simoies) Nehrine sadece 500 metre mesafedeki ‘Yeni Troya’nın keşfini kaleme aldı.

182
‘Yeni Troya’ keşfedildi!

Troya Müzesi Müdürü Rıdvan Gölcük, şu anda kazısı yapılan Troya kentinin yaklaşık 4 kilometre güneyinde, bir tepenin sırtında ve Dümrek (Simoies) Nehrine sadece 500 metre mesafedeki ‘Yeni Troya’nın keşfini kaleme aldı.
 
Görev geldiğinden bu yana Troya Müzesi ve Troya Ören Yeri ile ilgili başarılı çalışmalarla takdir kazanan Troya Müzesi Müdürü Rıdvan Gölcük, bölgede yaptığı yeni bir keşifle de adından söz ettirecek. 1980 senesinde çekilen ‘Der Schatz des Priamos’ filminde Schliemann’ın evini canlandırmak için yapılan tahta kulübenin fotoğrafını bulmasının ardından hikayesinin peşine düşen Müze Müdürü Rıdvan Gölcük, yaptığı yolculukla sonunda film platosunu yani ‘Yeni Troya’yı buldu. 1981 yılında Gökçalı’da çekilen film için oluşturulan platonun Troya kazı alanına yaklaşık 4 kilometre yakınlıkta ve tıpkı Troya Höyüğü gibi, ovaya hakim bir tepenin yamacında oluşturulduğuna dikkat çeken Gölcük, üzerinden neredeyse 40 yıl geçmesine rağmen kimi kalıntıların çok inandırıcı olduğunu aktardı. 5 bin yıllık Troya’nın yanı başındaki 40 yıllık Yeni Troya’nın hikayesini aktaran Gölcük, film platosunun bugüne kadar ulaşmış olmasının bir şans olarak görülebileceğini ifade ederek, Troya ören yeri ve Troya Müzesi’ne yakınlığı göz önüne alındığında bu platonun ufak dokunuşlarla filmdeki haline döndürülüp, Troas Kültür Rotası’na eklenebileceğini de bildirdi.
 
Troya Müzesi Müdürü Rıdvan Gölcük, gözleriyle gördüğü, adım adım gezdiği ‘Yeni Troya’ nın öyküsünü kaleme aldığı makalede şöyle anlattı; “Yüzyıllardır Homeros’un İlyada’sı tartışılıyor, merak ediliyor… Troya savaşı gerçekten oldu mu? Olduysa Troya nerede? Ballıdağ’da mı, Pınarbaşı’nda mı? Yoksa Troya Schliamann iddia ettiği gibi ve bugün kabul gördüğü biçimde İlion’un ta kendisi mi? Ortaya yeni bir iddia atsak, “Yeni bir Troya keşfettiğimizi ve bu yeni Troya’nın yukarıda sıralanan yerlerden hiçbirisi olmadığını söylesek!
 
NOVUM TROİA
Yeni Troya, şu anda kazısı yapılan Troya kentinin yaklaşık 4 kilometre güneyinde, bir tepenin sırtında ve Dümrek (Simoies) Nehrine sadece 500 metre mesafede. Kalıntılar 72x135x200m ölçülerinde üçgen bir alanı kaplıyor. Harçsız duvar kalıntıları, kesme taşlar arazide belirgin bir biçimde görülebiliyor. Daha önce kazısı yapılmış ve Priamos’un bir başka hazinesine ulaşılan bu alanın içinde koca bir yarma bulunuyor. Çünkü bu alanı kazan ve o yarmayı yapan kişi yine Heinrich Schliemann. Peki, bu alan nasıl oldu da bugüne kadar gözden kaçtı? Gelin hikayenin detaylarına beraber göz atalım.
 
PRİAMOS’UN HAZİNESİ
Heinrich Schliemann’ın Homeros ve onun İlyada’sının rüzgarıyla, Hisarlık tepede ilk kazıya başladığı yıl 1870'ti. Çanakkale’de yaşayan ve daha sonra diplomat olarak görev yapan Frank Calvert, bir kısmı çiftliği içinde kalan bu alanı 1863–1865 yılları arasında kazmıştı. 1890 yılına kadar Schliemann tarafından farklı yıllarda kazılan bu sahanın en ses getiren çalışmaları 1870 ve 1873 yılları arasında olmuştur. Zira bu tarihler arasında Schliemann Troya’nın burası olduğunu, Troya savaşının geçtiği alanın Troya II katmanında bulunduğunu, Priamos’un hazinesini bulduğunu iddia etmiş ve sonunda bu hazineyi Atina’ya kaçırarak bambaşka tartışmaların kapısını aralamıştır. Öyle ki bugüne gelindiğinde ‘arkeolojinin babası’, ‘hazine avcısı’, ‘hırsız’, ‘bilge adam’ tartışmaları bütün süratiyle devam ediyor. Hal böyleyken Schliemann bilim dünyası için olduğu kadar popüler kültür açısından da önemini hep korumuş. İşte bu sebeple Schliemann’ın hayatı ve özellikle Troya’da yaşadıkları film sektörü açısından bir cazibe merkezi olmuş. İşte bu macerayı konu edinen filmlerden biri de Çanakkale’de çekilmiş.
 
DER SCHATZ DES PRİAMOS
25 Nisan 1980 tarihli Cumhuriyet gazetesinde bu filmle ilgili bir haber görülür. ‘Tarihi Truva kalıntılarını ortaya çıkartan Schliemann’ın yaşamı filme alınıyor’ başlıklı haberin detayı ise şöyledir: Federal Almanya’nın NDR televizyon şirketi tarihi Truva kalıntılarını ortaya çıkartan Heinrich Schliemann’ın hayatını konu alan bir filmin çekimine başlayacaktır. Çanakkale’dekı tarihi Truva kalıntılarının bulunduğu Gökçalı Köyü yakınlarında film çekim hazırlıklarını sürdüren NDR televizyonu, bu alana Schliemann’ın kazı yaptığı ikinci Truva’nın bir benzerini kurmaktadır. Rejisör Karl Fruchtmann yönetimindeki filmde Heinrich Schliemann’ı Alman aktör Tilo Prückner’ner canlandıracaktır. Sophia Schliemann rolünde de Olga Karlatos’ un yer alacağı film 3 saat sürecektir.
30 Nisanda çekimine başlanacağı bildirilen filmde Schliemann’ın 1870 yılında yaptığı kazıyla 2.Truva’yı buluşu ve Truva Kralı Priamos’un hazinelerini ele geçirişi konu edilecektir’. Habere konu olan film ‘Der Schatz des Priamos’ adı ile NDR Televizyonu için çekilmiş, toplamda 185 dakika ve 2 bölümden oluşuyor. İlk bölümü 27 Mayıs 1981'de yayımlanıyor. 2. bölümü ise 3 Haziran 1981'de. Filmin yönetmen koltuğunda oturan Karl Fruchtmann aynı zamanda senaryonun da sahibi. Filmde Heinrich Schliemann’ı Tilo Prückner, Karısı Sophia’yı Olga Karlatos, Frank Calver’i Ronald Hines canlandırır.
Filmde ikide Türk oyuncu vardır. Bunlardan biri Safvet Paşa’yı canlandıran Osman Seden, diğeri ise Nikolaos Zaphyros’u canlandıran Kadir Savun.
 
“ŞEYTAN SAFVET PAŞA”, “NAMUSLU NİKOLAOS”
Osman Seden’in canlandırdığı Safvet Paşa, Schliemann’ın notlarında onu kandıran ve hatta Amerikalı Boker’le yazışmalarında ‘yaşlı şeytan’ olarak tanımlanan dönemin Maarif Nazırı’dır. Hisarlık tepenin mülkiyetini kendi üstüne geçirmeye çalışan ve Troya’dan çıkacak eserlerin tümüne sahip olmayı hedefleyen Schliemann’ın planını Hisarlık tepenin bir kısmını devlet adına kamulaştırarak bozan Safvet Paşa haliyle Schliemann tarafından sevilmemektedir. Kadir Savun’un canlandırdığı Nikolaos Zaphyros hakkında şöyle yazar günlüğünde Schliemann: ‘Günlük 30 piaster ödediğim hizmetlim Nikolaos Zaphyros, işçilerin yevmiyelerinin ödenmesi işinde benim için vazgeçilmez, çünkü her birini kişisel olarak tanıyor ve namuslu; ama Zaphyros ne emir verme kabiliyitine sahip ne de yaptığımız işle ilgili en ufak bir bilgisi var, bu nedenle diğer işlerime ne yazık ki hiç yardımcı olamıyor’.
 
TAHTA KULÜBE
1980 senesinde çekimleri başlayan ‘Der Schatz des Priamos’ filminde Schliemann’ın evini canlandırmak için yapılan tahta kulübenin hikayesini daha önce paylaşmıştım. Kısaca hatırlatmak gerekirse; filmde Troya Kazılarını yürüten Heinrich Schliemann’ın kazı alanı yakınındaki evini canlandırmak için yapmışlar bu tahta kulübeyi. Film bittikten sonra ise kulübeyi, çekimler sırasında kendilerine yardımcı olan aynı zamanda Troya Ören yeri müdürü olan Hamit Kartal’a vermişler. O ise daha sonra Güzelyalı’daki arazisine götürmüş. Bugün Troya Ören yerinin yanı başındaki Tevfikiye Köyü’nde Hisarlık restoranın işletmeciliğini yapan Mustafa Aşkın Bey 80'lerde tahta kulübeyi Tevfikiye köyüne geri getirmiş ve üstüne astığı ‘Cottage of Schliemann’ (Schliemann’ın kulübesi) tabelasıyla 2018 yılına kadar burada özellikle yabancı turistlere hizmet vermiş ve geçtiğimiz yıl kulübeyi yıkmış. Böylece filmden kalan ve yaklaşık 40 yıldır hayatını sürdürmüş olan son hatıralardan birisi yok olmuş.
 
2. TROYA NEREDE?
Cumhuriyet Gazetesi haberinde yer alan ‘Truva kalıntılarının bulunduğu Gökçalı Köyü yakınlarında film seti olarak kurulan ikinci Truva’nın benzeri’ bugün nerededir acaba? Bir merak sonucu yolu çıktığım tahta kulübe hikayesinden sonra araştırmaya başladığım konu bunu olmuştu. Filmle ilgili Mustafa Aşkın’dan aldığım bilgi şunlardan oluşuyordu; ‘film 1981 yılında Gökçalı’da çekildi ve Türk bir aktör rol aldı, adı sanırım Kadir Su’ydu’. Mustafa Bey’in soyadını hatırlayamadığı Kadir Su’yun, Kadir Savun olduğunu keşfettikten sonra gerisi çorap söküğü gibi geldi. Önce filmin adı, ekip listesi ve filmle ilgili diğer detaylar… Müzeci dostum Musa’nın Gökçeren Köyü’nden bir ahbabına açtığı telefon ile de filmin çekildiği yeri bulmuş olduk. Film için oluşturulan plato Troya kazı alanına yaklaşık 4 kilometre yakınlıkta ve tıpkı Troya Höyüğü gibi, ovaya hakim bir tepenin yamacında oluşturulmuş. Film platosu için muhteşem benzerlikte bir yer bulduklarını söylemek çok mümkün. Sonrasında ise bu sahayı Troya höyüğüne benzetmek kalmış. Benzerliği kurabilmenin en kolay yolu ise ‘Schliemann yarması’nın bir kopyasını yapmak olmuş. Yarmanın içinde oluşturulan taş duvar örgüsünün günümüze ancak bir kısmı gelmiş olmasına rağmen filmde bu konuda yapılan işçiliğin son derece iyi olduğu göze çarpıyor. Üzerinden neredeyse 40 yıl geçmesine rağmen kimi kalıntılar o kadar inandırıcı ki, eğer alanı bir film platosu olarak tespit etmemiş olsak arkeologlar tarafından yapılacak bir arazi çalışmasında SİT alanı olarak önerilmesi an meselesi olurdu. Film setinden yer alan görüntülerden ve çekim aralarında yapılan röportajlardan filmde kazı işçisi olarak çalışan figüranların çevre köylerden geldiğini biliyoruz. Örneğin onlardan biri Çıplak Köyü’nden Hasan Albayrak. Taş yuvarlanması sonrası yaralanmış bir işçiyi canlandırıyor bir sahnede. Bir diğeri Gökçalı Köyü’nden Hüseyin Eren. Almanca çekilmiş olan filmin içinde Kadir Savun’un ‘Schliemann Efendi bir şey bulduk. Komm Komm’ sözlerini ya da Schliemann işçilere seslenişini ‘bundan böyle ücretiniz 9 kuruş değil 12 kuruş olacak’ diye çevirisi; Schliemann’ın yaşadığı sevinci türkü söyleyerek ve oynayarak kutlayan işçilere kadar film içindeki birçok sahne bugün bizler için ayrı bir sıcaklık içeriyor. Tahta Kulübenin fotoğrafını bulmam ve sonra hikayesinin peşinde yaptığım yolculukla sonunda film platosuna, ‘Yeni Troya’ kadar uzanmış oldum. Novum İlion adlandırmasından yola çıkarak buraya da ‘Novum Troia’ demek hiçte zor olmayacak sanırım. Bu hikayeden de görüldüğü gibi Troya kazıldıkça bitecek gibi durmuyor. Etrafında hep yeni kültür katmanları oluşmaya, yeni destanlar yazılmaya devam ediyor. Ve işte az önce sizinle 5.000 yıllık Troya’nın yanı başındaki 40 yıllık Yeni Troya’nın hikayesini paylaşmış oldum. Şimdi ne yapılabilir? Bu film platosunun bugüne kadar ulaşmış olması bir şans olarak görülebilir. Hele hele Troya ören yerine, Troya Müzesi’ne yakınlığı göz önüne alınırsa; bu platoyu ufak dokunuşlarla filmdeki haline geri döndürebilsek, Troas Kültür Rotası’na bu noktayı ekleyebilsek; dönem kıyafetleri içindeki görevliler ile birlikte ziyaretçilerimiz fotoğraf çektirebilse ve hatta bu sahici Troya’da kazı yapabilseler… Kim bilir… Troya her zaman sürprizlere gebe.”
 

Yorum Ekle
İsim
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.